kemalizm ve ekonomi


  1. Teokratik düzenden olumlu bilime yönelme siyasası. kemalizm deyimi, atatürkçülük anlamında batılılar tarafından ileri sürülmüş bir deyimdir. batılılar, ulusal kurtuluş savaşımızla başlayan büyük türk devrimini bu adla nitelemişlerdir. türk lideri mustafa kemal atatürk'ün siyasal ve toplumsal görüşlerini dile getirir. atatürk dünya tarihinde ilk kez sermayeciliğin son aşaması emperyalizme başkaldıran ve ulusal kurtuluş savaşını gerçekleştiren insandır. atatürk'ün başlattığı ve başarıyla gerçekleştirdiği bu eylem, emperyalizmin boyunduruğunda yaşayan bütün sömürülen uluslara örneklik etmiştir. bundan ötürü batılıların deyimiyle kemalizm ve bizim deyimimizle atatürkçülük belli bir anlamda emperyalizme başkaldırmayı ve ulusal kurtuluş savaşını gerçekleştirmeyi dile getirir. başta lenin olmak üzere tüm toplumcu yazar ve düşünürler mustafa kemal atatürk'ü ve atatürkçülüğü övmüşlerdir. bağımsızlık savaşının kazanılmasından sonra atatürk, gerçek bir bilimsel anlayışla, hemen ülkenin ekonomi politikasını saptamaya yönelmiş ve 1923 yılında izmir'de türkiye iktisat kongresi'ni toplamıştır.

    atatürk'ün yedi yüzyıllık osmanlı devleti'nden devraldığı düzen osmanlı ekonomisinin yarı-feodal bir üretim düzenidir. osmanlı ekonomisinin yarı-feodal niteliği (bu terim, osmanlı üretimi için, 22 aralık 1882 tarihli mektubunda engels tarafından kullanılmıştır.) feodal toprak mülkiyetinin ve dolayısıyla siyasal feodalizmin hiçbir zaman osmanlı üretim düzeninde yer almamış bulunmasından gelmektedir. osmanları derebeyleri hiçbir zaman avrupa'nın feodal senyörleri niteliğini taşımadığı gibi osmanlı köylüsü de hiçbir zaman batı feodalizminin serf'leri olmamıştır. torpağın mülkiyeti, kimi zamanda ve kimi yerde sembolik de olsa, daima devletin üstünde kalmış; timar ve zeamet adı verilen yöntemlerle sadece toprak ürününden belli bir ölçüde vergi alma yetkisi toprak beylerine ve ağalarına bağışlanmıştır. bu sistemde ticaret hiçbir zaman gelişmemiş ve feodalizmin bağrında oluşup onu sermayeci üretime dönüştüren tüccar sınıfı hiçbir zaman var olmamıştır. bu sistemde ticaret bir pazar üretimi konusu değil, bir devlet gelişmesi ve savunması konusudur. egemen sınıf, feodal sınıf değil, bürokrasi sınıfıdır. toprakta çalışanlar da, feodal sınıfın köleleri değil devletin kullarıdır.

    tarihsel süreçte bu terimlerin çok ayrı gerçekleri yansıtan çok ayrı anlamları vardır. egemen sınıfın köleleri, üretime katılmamakta, saraylarda ve köşklerde uşaklık etmektedirler. üretimin pek küçük bir bölümü üreticilerin kendi ihtiyaçları için ayrılmakta, büyük bölümü de timar ve zeamet sahipleriyle devlert arasında paylaşılmaktadır. pazar üretimini gerçekleştirecek ve dolayısıyla tüccar sınıfını oluşturacak en küçük bir etken yoktur. devlet angaryasıyla elde edilen üretim fazlası, ticaret pazarlarına değil, devletin savunma araçlarına ve zevk alemlerine harcanarak, çarçur edilmektedir. yarı-feodal deyimin kapsadığı anlam budur. böyle bir sistemde toprak mülkiyetinin, özel kişilerin elinde değil, devletin elinde oluşu sermayeci gelişmeye engel olmak bakımından çok daha kötü bir sonuç verir. devlet varlığını, bütün gelirleriyle -zevl ve sefa alemlerinin dışında ordusunu güçlendirerek yeni fetihler ve dolayısıyla yeni gelir kaynakları elde etmekle ayakta tutabilir. yeni fetihlerle elde edilen yeni gelir kaynakları da aynı kısırdöngüye girdiğinden daha yeni fetihler ve daha yeni gelir kaynakları gerekir. bu fetihler, güçlenmeye başlayan batı burjuvazisi karşısına dikilinceye kadar, böylece sürüp gider. bu düzenin, kendi sınırları dışında gelişen yeni bir genç düzenle çatışması ve bu çatışma sonunda yıkılıp gitmesi kaçınılmazdır. bu kaçınılmazlığın sonucu olarak batı emperyalizmi, onu yarı-sömürgelikten tam sömürgeliğe dönüştüreceği sırada tarihte görülmemiş bir olayla karşılaşmış, her bakımdan bitmiş ve çökmüş bir ülkenin mustafa kemal atatürk önderliğinde şahlandığına ve dünyanın güçlü ordularına kafa tuttuğuna tanık olmuştur.

    batı kapitalizmi ve onun en gelişmiş biçimi olan emperyalizmi, tarihte ilk kez atatürk önderliğinde bağımsız yaşama hakkını savunan topsuz tüfeksiz bir avıç çıplak insan karşısında yenilgiye uğramıştır. emperyalizmin yarı-sömürgeleştirip çökerttiği osmanlı düzeninin yıkıntıları üstünde kurulan yeni türkiye'nin o günkü ekonomik durumunu değerli aydın emin türk eliçin şöyle anlatır: "42 bin köyü, 1000 kasabası, ve 67 kentiyle , 720 bin kilometre karelik koca bir coğrafya parçasını kaplayan türk yurdunda son derece ilkel geçim şartları içinde yaşayan 12 milyonluk bir halk oturmakta. bir milli pazardan, bir milli ekonomiden eser bile yok. tandır çukurunda tezek yakan orta anadolu köylüsü karadeniz kıyısında kömür yakıldığından nasıl habersizse, amerikan ve romen buğdayı yiyen karadeniz halkı da dağların hemen ardındaki sivas'ın bir buğday ambarı olduğunu bilmemekte. ekonomik ilişkiler bakımından iran ve suriye, erzurum'a izmir'den çok daha yakın, bir yerde kıtlık olur, halk acından ölür, başka bir yerde yiyecekler çürür ya da hayvanlara yedirilir. dar geniş bütün hatları bir arada yalnız 4072 kilometrelik hepsi yabancı malı bir demiryolu şebekesi 18 bin 335 kilometre karelik bakımsız şosesi, birkaç liman şehri arasında işleyen topu topu 72 bin tonilatoluk ufak bir teknesi vardır. cumhuriyetin daha ilk yılında dışarıya ancak 85 milyonluk mal satabilmiş, buna karşı 145 milyon liralık mal amlıştır. 60 milyon açıktır. kağşamış birkaç askeri fabrika sayılmazsa, iç pazarın ihtiyacına şöyle böyle yetecek hiçbir üretim dalı yok. kıyıda köşede kalmış tek tük el tezgahları ortadan çekilmek için ilk araçla gelecek yabancı ticaret mallarını beklemekte."

    böylesine bir ekonomik yıkıntının ortasında nasıl bir ekonomik politika güdülecektir? atatürk, bunu saptamak için 1923 kazım karabekir paşa'nın başkanlığında türkiye iktisat kongresi'ni toplamıştır. şöyle demektedir: "bir milletin hayatıyla doğrudan doğruya ilgili olan ekonomisi, çöküşünün de yükselişinin de nedenidir. zamanımız bir ekonomi çağıdır. kılıç kullanan kol yorulur, ama saban kullanan kol yorulmaz, her gün daha çok güçlenir ve toprağına daha iyi sahip olur. osmanlı fatihleri her şeyden önce sabanın karşısında yenilerek çekildiler, asıl felaket bu çeşit yenilgiden doğdu. kılıçla zafer kazananlara bırakmak zorunda kalırlar. ulusal egemenlik, ekonomik egemenlikle pekiştirilmelidir, yoksa kazanılan askeri ve siyasi başarılardan bir şey çıkmaz. halk çağı demek iktisat çağı demektir." bu çok doğru sözlere ayrıca şunları da ekleyerek ekonomik tutumun siyasal sınırlarını çizmekte ve iktisat kongresine yol göstermektedir: "biz istiklalimizi emin bulundurmak için heyeti umumiyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız." kongrenin açılış nutkunda da şunları söylemektedir: "zannolunmasın ki biz ecnebi sermayesine hasım bulunuyoruz. hayır. fakat mazide, tanzimat devrinden sonra ecnebi sermayesi müstesna bir mevkie malikti. devlet ve hükümet, ecnebi sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. her millet gibi türkiye de buna muvafakat edemez. burasını esir ülke yaptırmayız." ne yazık ki iktisat kongresi'nin üyeleri, atatürk'ün bu güzel sözlerini anlayabilecek bir nitelikte değildi. bu da iktisadi misak adı altında verdikleri şu kararlardan bellidir: "hırsızlık, yalancılık, ikiyüzlülük ve tembellik en büyük düşmanımızdır. bağnazlıktan uzak bir dini bütünlükle çalışmak her şeyde baş ilkemiz olacaktır. türkler bilgiye ve kültüre aşıktır. maarifi mukaddes saydıklarından mevlidi şerifi ve kandil gününü aynı zamanda bir kitap günü olarak kutlarlar. türkler hangi sınıf ve mesleklerden olursa olsunlar, candan sevişirler. türk kadını ve kocası, çocuklarını, iktisadi misaka göre yetiştirir. büyük atatürk, bu kararları okuduğu zaman kim bilir nasıl acı acı gülmüş ve "bu kafalarla bu işi nasıl başaracağım?" diye uzun uzun düşünmüş olmalıdır. atüatürkçülüğün toplumsal hedefi, muasır medeniyet deyimiyle dile getirilmiştir. yedi yüzyıllık bir doğu geleneği içinde oluşan osmanlı imparatorluğu, atatürk'ün çabasıyla batı modeline uygun bir türkiye cumhuriyeti'ne dönüştürülmüştür.

    kemalizm'in en büyük başarısı her türlü tutuculuğa karşı çıkarak ordu ve gençliğe ilericiliği aşılamak olmuştur. şöyle der: "bilim, daima ileriye ve yeniliğe götürür. bu, dönüşsüz bir nitelik olduğuna göre, türkiye cumhuriyeti halkı daima ileriye ve yeniliğe uzun adımlarla yürümeye devam edecektir." atatürk, devlet anlayışını altı ilkede toplamıştır. bu altı ilke şunlardır: devrimcilik, laiklik, devletçilik, ulusçuluk, halkçılık, cumhuriyetçilik. bu ilkelerin tümü tutucu, teokratik, halka sırt çevirmiş bir doğu despotizmine tepki olarak ve gericiliğe tam karşı bulunan bir ilericilik açısından saptanmıştır. bunun içindir ki bu ilkelerin tümü ilericilik ilkesinde özetlenir. atatürk "en gerçek yol gösterici, bilimdir." demiştir. bunun içindir ki atatürkçülük bilimsel olana yönelmek demektir. atatürkçülüğün gerçek anlamı budur.
    (eco 20.04.2014 15:00 ~ 21.04.2014 15:42)

Ekonomi Sözlük - 2013 |

arşiv | duyuru | sitemap

sözlük hiçbir kurumla bağlantılı olmayan birkaç kişi tarafından düşünülmüş bağımsız bir platformdur. sözlük içerisindeki yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aiittir. sözlük bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. yazılan yazıların telifi bize ait değildir, çalınız çırpınız ama kaynak gösteriniz.

sözlük sistemi ile geliştirilmiştir.